Okurları hemen uyarmam
gerekiyor: Bu yazının başlığı tamamen doğru değildir; hatta yanıltıcıdır.
Doğrusu: “Türkiye’yi krize sürükleyen temel dışsal etken Kasım’da son buldu”
olmalıydı. Bu uzunlukta bir başlık uygun olmadığı için kestirme bir ifadeyle
yetindim; açılımını, gerekli eklemeleri de yapmak üzere…
Türkiye ekonomisinin kısa dönemli büyüme süreci 2002’den bu yana hemen hemen
tamamen dış kaynak girişlerine bağımlı hale gelmişti. Üstelik büyümenin
süregelmesi için dış kaynağın sadece girmesi değil, bir önceki döneme göre
artarak girmesi gerekiyordu. 2007’nin ikinci yarısında patlak veren
uluslararası kriz, Eylül 2008’e kadar Türkiye’ye dış kaynak girişlerini
frenlemedi. O ay içinde toplam sermaye girişleri 2.5 milyar dolara ulaşmış; 12
ay öncesine göre dört misli artmıştı. Böylece, dış kaynak hareketlerine bağlı
büyüme ivmesi, Eylül 2008’de hâlâ sürmekteydi.
Beklenen şok, Ekim 2008’de gerçekleşti. Yabancılar, bir ay içinde 4 milyar
dolar sermaye çıkardılar; kayıt-dışı paraların ve Türkiye’ye “dönüş” yapan
yerlilerin katkısıyla toplam sermaye hareketleri “eksi”ye (“çıkışa”) dönüşmedi;
ama bir milyar doların altına indi. Her iki rakam, dış kaynak hareketlerinde
bir yıl öncesine göre ani bir durgunlaşma; hatta “tersine dönme” gösteriyordu.
Otuz yıldan beri çevre ekonomilerinde patlak veren büyük krizlerin çoğunu
tetikleyen ana dışsal şok, böylece, Türkiye için de gerçekleşti ve bizim
krizimiz Ekim’de başladı. Milli gelir de 2008’in son üç ayında küçülmeye
başladı.
Sözü geçen “dışsal şok”un devam edip etmediğini, aylık verileri bir yıl
öncesiyle karşılaştırılarak belirleyebiliyoruz. Buna göre, Ekim 2008’de
başlayan dış kaynak daralması kesintisiz on üç ay devam etti. Krizin
yıldönümünde, yani Ekim 2009’da dahi toplam sermaye hareketleri bir yıl
öncesine göre (647 milyon dolarlık “net çıkış” göstererek) süregelmekteydi.
Kasım’a geldiğimizde bu süreç son bulmuştur. Kasım 2009 ve 2008’in dış kaynak hareketlerini
(üç farklı gösterge kullanarak) karşılaştıran aşağıdaki tabloda gözlendiği
gibi…
Dış Kaynak Hareketleri, Milyon Dolar(tablo başlığı)
Yabancı sermaye, 4.4 milyar dolarlık çıkıştan (eksi rakam bunu gösteriyor), 0.8
milyarlık girişe dönüşmüştür. Yabancı, yerli ve kayıt-dışı sermaye
hareketlerinin toplamı, Kasım 2008-2009 arasında bir milyar dolarlık bir artış
göstermiştir. Cari açıktan, net kâr-faiz transferlerini çıkarınız, Türkiye ile
dış dünya arasındaki net aktarım kavramına ulaşırsınız. Kasım 2008’de dış
dünyaya 188 milyon dolarlık; 12 ay sonrasında ise dış dünyadan Türkiye’ye 1.2
milyar dolarlık net aktarım gerçekleşmiştir. Böylece, her üç gösterge de
sermaye hareketlerinden kaynaklanan dışsal şokun Kasım 2009’da son bulduğu
belirleniyor. Tekrar edelim: Bu ölçüte göre Türkiye’nin krizi Ekim 2008-Ekim
2009 dönemini kapsamış; yani on üç ay sürmüştür. Aynı göstergeleri
kullandığımızda 1994 krizinin on üç ay, 2001 krizinin ise on iki ay sürdüğü
belirlenecektir.
Dış kaynak hareketlerindeki tersine dönme, Türkiye ekonomisine on üç ay
boyunca, 2008 milli gelirinin (kullanılan göstergeye göre) yüzde 4.6’sı ile
yüzde 11’i arasında değişen bir dışsal şok taşımıştır. Bu şok, iç talep
aracılığıyla üretim ve milli gelir rakamlarını aşağıya çekmiştir. Dış talepteki
çöküntü ve yerel seçimlerden sonra uygulanmaya başlayan daraltıcı maliye
politikaları da aynı doğrultuda etkili olmuştur. Türkiye ekonomisi 2009’da, bu
etkenlere bağlı olarak küçülmüştür.
Dış kaynak hareketlerinde Kasım’da başlayan düzelme, ekonomiyi genişleme
doğrultusunda etkilemeye başlamıştır. Ne var ki, (bir IMF anlaşmasına hazırlık
olan) orta vadeli program ve bu programda içerilen daraltıcı maliye
politikaları bu etkeni frenlemektedir. Bu nedenle 2009’un son aylarındaki
üretim artışları çok ağır-aksak seyretmektedir. Olası IMF kredilerinin finansal
sistemi rahatlatacağı; dış borç yükümlülüklerinin karşılanmasını, iç
borçlanmayı kolaylaştıracağı umulmaktadır.
İstihdam, yani işsizlik; emekçi sınıfların reel gelirleri; çiftçinin eline
geçen fiyatların alım gücü, sosyal devlet kurumlarındaki çöküntü gibi öğelerle
ortaya çıkan sosyal bunalım ise, bu yazıda incelenen göstergelerdeki düzelmeyle
son bulmayacaktır. Ufukta uzun sürecek bir durgunluk söz konusudur. Bu
durgunluğun aşılması ve sınıflar-arası güç dengesinin tersine dönmesi… Sosyal
bunalımın aşılmasının ön koşulları bunlardır.
|
|