Yıkım-kırımda Yeni İhtiyaçlar


Dünya üzerinde hangi şehre bakılırsa bakılsın, kentsel yeniden yapılanma projelerinin hemen hemen her zaman eskiyen yapıların yıkılmasını gerektirdiği görülüyor. Projeleri yürüten ana yükleniciler, bu işler için yıkım-kırım şirketlerini görevlendiriyor. Sektör, birçok zaman 1960’lardan ve 1970’lerden kalma binalarla uğraşmak zorunda kalıyor ve bu binalar genellikle güçlü malzemeler kullanılarak, sağlam donatılarla inşa edilmiş oluyor. Bu durum, eskiyen yapıların hızlı bir şekilde moloz yığınına dönüştürülmesini sağlamak üzere geliştirilen makineler üzerinde de önemli etkilere yol açıyor.

 

Yıkım-kırım makineleri üreticileri için sonuç, iki ucu keskin bıçak gibi. Hem daha yükseğe erişebilecek, hem de daha güçlü, daha ağır ataşmanlar taşıyabilecek makineler tasarlamaları bekleniyor.

Son dönemde pazara sürülmüş olan makinelerden birisi, bu eğilimi son derece açık bir biçimde ortaya koyuyor. Dünyanın en yükseğe ulaşabilen yıkım-kırım ekipmanı, Hollandalı vinç şirketi Rusch tarafından satışa sunuldu. 220 ton ağırlığındaki teleskobik makine, 90 m yükseklikte, 6 tonluk bir ataşmanla çalışabiliyor. Çalışma yüksekliği konusunda, rakipleri bu devin ancak 25 m yakınına kadar sokulabiliyor. Bu arada, Japonya’da 100 m yüksekliğe erişebilen bir makinenin geliştirilmekte olduğu söylentileri de ortalıkta dolaşıyor. Rusch şirketi ise, yeni modelin başarı kazanması halinde, benzer bir tasarımın daha müşterilere sunulabileceğini belirtiyor.

İstisnasız tüm inşaat makineleri üreticileri, yıkım-kırım sektörünü özel bir alan olarak görüyor bu alana yönelik tasarımlar geliştirmekten geri durmuyor. Yıkım-kırım şirketlerinin ne istediklerini bildiklerinden ve bunun için biraz daha fazla ödeme yapmaya razı olduklarından eminler.

Daha güçlü ataşmanlara yönelik ihtiyaç, orijinal makine üreticilerinin bom uzunluklarını artırmasına engel olabilir. Zira asıl öncelikleri, makinelerin ataşman taşıma kapasitelerini yükseltmek olacak.

Bu arada, operatörlerin sahip olması beklenen uzmanlık düzeyi de, açıklığa kavuşturulması gereken bir konu olarak karşımıza çıkıyor.

Yıkım-kırım sektörünün içinde bulunduğu hareketliliğin bir diğer itici gücün de, artık gelişmiş pazarlarda son derece yaygın hale gelen malzeme geri dönüşüm çalışmaları olduğu görülüyor. Avrupalı yıkım-kırım şirketleri, malzeme geri kazanımı konusunda oldukça usta ve tecrübeli hale geldi. Günümüzde, faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan molozun yüzde 9’undan fazlasını geri dönüşüme tabi tutuyorlar. Dünyanın geri kalan bölgeleri o kadar istekli olmasa da, Avrupa ve ABD’de, inşaatçıları geri dönüşüme zorlayacak ya da yöneltecek yasal düzenlemelere büyük ağırlık veriliyor. Moloz dökme vergilerinin yükseltilmesi ve moloz sahalarının giderek daralması, herkesi atıklara bir gider değil, gelir kaynağı olarak bakmaya itiyor.

Buna ek olarak, yıkım-kırım atıklarının sahada işlenmesi ve yeniden kullanımı, motorlu taşıt ihtiyacını da azaltıyor ve çevre üzerindeki etkileri sınırlandırıyor. Çevresel kaygıların giderek ön plana çıktığı günümüzde, tasarruf edilen her damla yakıt önem kazanıyor.

Bütün bu sorunlar şimdilik bize çok uzak görünse de büyük bir hızla artan nüfus ve büyüyen şehirlerimiz nedeniyle bizim de bu konularda kafa yormak zorunda kalacağımız günler yakındır.



26.06.2009

Bu yazara ait diğer yazılar için tıklayınız...



Paylaş


OKUR YORUMLARI & YORUM YAPIN


İsim Soyisim:
Eposta Adresiniz:
Yorumunuz: